CERN'DE SIR ÇÖZÜLECEK Mİ ?

Bu deney esnasında yaklaşık 8 aydan beri - 271 dereceye kadar soğutulan tünel sisteminin çarpışma deneyi için hazır olup olmadığı sınanacak.

CERN direktörlüğünü kısa bir süre sonra Robert Aymar'dan devralacak olan Alman Rolf Dieter Heuer konuyla ilgili yaptığı açıklamada bilim tarihinde yeni bir sayfanın açılmak üzere olduğunu belirterek şunları söyledi: "Çarşamba günü (bugün) ilk defa tünel sisteminde parçacıklar hareket ettirilecek. Parçacıkların tek sıra halinde ilerleyip ilerlemediğine bakacağız. Sonraki günlerde deneyde kullanılacak her bir parçanın çalışıp çalışmadığı test edilecek. Ardından parçacıklara verdiğimiz enerjiyi yükselterek tüm sistemi tekrar gözden geçireceğiz. Bu makine tek bir düğmeyle çalıştırılamayacak kadar büyük ve karmaşık. Bu nedenle adım adım ilerlemek zorundayız. Ancak her şeyin çalıştığından emin olduktan sonra çarpışma deneyini yapacağız. Bu çarpışma deneyi 21 Ekim tarihinde, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın resmi açılışının yapıldığı gün veya sonrasında olabilir". Bugün yapılacak deneyde uzmanlar tünelde oluşan manyetik alan yardımıyla proton parçacıklarının tek sıra halinde ilerleyip ilerlemediğini gözlemleyecek. Ayrıca gün boyu çok sayıda "ince ayar" yapılacak. Deneyin bu aşaması, 21 Ekim'de yapılması planlanan büyük çarpışma için büyük öneme sahip. Çünkü büyük çarpışmada, proton parçacıkları tünelde iki farklı yöne doğru saatte yaklaşık 300 bin kilometre hızla hareket edecek.

Parçacıklar bu hıza ulaştığında paketler halinde Atlas adı verilen dev detektörün merkezinde, saatte 600 bin kilometre hızla çarpıştırılacak. Uzmanlara göre çarpışmanın ardından, saniyenin milyarda biri olarak ifade edilen zaman diliminde, kainatın oluşumunda olanların bir benzeri yaşanacak. Uzmanlar kainatın oluşum anını birçok defa tekrarlayarak, maddenin oluşumu ve evren hakkında çok sayıda gizemi aydınlatma fırsatını elde edecek. Özellikle karanlık madde olarak adlandırılan ve kainatın yüzde 95'ini oluşturduğu tahmin edilen gizemli gücün bu deneylerle netlik kazanacağı belirtiliyor.

KAİNATTA YENİ GİZEM

Gök bilimciler, evrenin ilk zamanlarından kalma ve belki de bir galaksinin atası olabilecek gizemli dev bir gök cismi keşfettiler.

Bir uluslararası astronom ekibi tarafından yapılan ve Astrophysical Journal'ın 10 Mayıs tarihli sayısında yayınlanacak araştırmaya göre, Japon efsanesindeki bir kraliçenin adı olan "Himiko" ismi verilen bu olası devasa gaz topunun, evren 800 milyon yaşındayken var olduğu hesaplandı.

Evrenin 13,7 milyar yaşında olduğu tahmin ediliyor.

Astronomlar, birçok teleskopla yapılan bu gözlemde, muhtemel dev gaz bulutu Himiko'nun 55 milyon ışık yılı büyüklüğünde olduğunu belirterek, bu büyüklüğün evrenin ilk zamanları için rekor bir ölçü olduğunu ve Samanyolu'nu oluşturan diskin ışıması kadar genişliğe sahip bulunduğunu kaydettiler.

Bu gök cisminin kendilerini çok büyük şaşkınlık içinde bıraktığını ifade eden bilim adamları, dünyanın en güçlü teleskoplarınca elde edilen mükemmel verilere rağmen, bu gök cisminin ne olduğundan emin olmadıklarının altını çizdiler.

Şimdiye dek keşfedilen en uzak gök cisimlerinden birisi olan Himiko'nun görüntüsünün, bilim adamlarının fiziki özelliklerini anlamalarına izin vermeyecek derecede bulanık olduğu dikkat çekiyor.

Bu gök cisminin, dev bir karadeliğin enerjisinden doğmuş koca bir gaz topu olabileceğini tahmin eden bilim adamları, bu gizemli gök cisminin arka arkaya oluşmuş iki büyük galaksinin çarpışmasıyla meydana gelmiş olabileceğine de dikkat çekiyorlar.

Bu gözlemi yapan uluslararası astronom ekibine başkanlık eden özel bilimsel araştırma kuruluşu Carnegie Enstitüsü'nden Masami Ouchi, "Evrende daha uzağa baktıkça zamanda daha geriye gidilir. Çok şaşırdım çünkü bu kadar büyük bir cismin aynı zamanda evrenin doğuşundan hemen sonra olabileceğini hiç hayal etmemiştim" diye konuştu.

"Big Bang" teorisine göre, evrenin yaratılışının başında önce küçük cisimler oluştu, sonra bunlar daha büyük gök cisimlerini doğurmak için bir araya geldiler.

KAİNATIN 6 GİZEMLİ RAKAMI

İngiliz astronom Martin Rees, kâinatın yaratılışında anahtar durumunda olan temel 6 sayı bulunduğunu, bu sayıların değerlerinin değişik olması ve farklı tercih edilmesi durumunda kâinatın oluşmayacağını öne sürmüştür.

KAİNATIN 6 GİZEMLİ RAKAMI

Kendi ifadesi ile şöyle demektedir: "Bu altı rakam kâinat için bir reçete oluşturuyor. Eğer bu rakamlardan herhangi birisi çok küçük miktarda da değişik olsa, yıldızlar, karmaşık elementler ve hayat olmayacaktı."

KAİNATIN 6 GİZEMLİ RAKAMI

Altı sayıdan ikisi kâinattaki temel kuvvetlerle ilgili, ikisi kâinatın büyüklüğü ve makro yapısı ile ilgili, diğer ikisi ise kâinatın özelliklerini belirleyicidir. İşte o sayılar:

KAİNATIN 6 GİZEMLİ RAKAMI

1- E veya 0,007 sayısı. Bu sayı atom çekirdeğini bir arada tutan kuvvetin şiddetini ve dünyadaki bütün atomların nasıl yapıldığını belirler.

KAİNATIN 6 GİZEMLİ RAKAMI

2- N veya 1.000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. Bu sayı atomları bir arada tutan kuvvetin şiddetinin atomlar arasındaki gravitasyonel çekim kuvvetine oranını temsil eder. Sayıdan da anlaşılabileceği gibi atomlar arasındaki çekim kuvveti, atomlar arasındaki gravite kuvvetine göre çok büyüktür. Eğer rakam daha küçük olsaydı, kısa süreli, minyatür bir kâinat oluşabilirdi.

KAİNATIN 6 GİZEMLİ RAKAMI

3- W sayısı. Bu sayı kâinattaki görünen ve görünmeyen bütün madde yoğunluğunu temsil etmektedir. Bu rakam genişleyen bir kâinatta gravitenin nispi önemini ortaya koyar. Eğer madde yoğunluğu fazla olsa ve dolayısı ile gravite kuvveti daha büyük olsaydı, hayatın oluşmasına fırsat olmadan kâinat kendi içine çökecekti. Eğer rakam daha küçük olsaydı, galaksi ve yıldızlar yaratılamayacaktı. Belki de kâinat farklı bir sürette yaratılacaktı.